Gürcistan Gezi Notları (Batum, Tiflis)

Sarp Sınır Kapısı

Merhaba sevgili dostlarım, şimdiki yazımda sizlerle Gürcistan seyahatimdeki deneyimleri paylaşacağım. Gürcistan seyahatime başlamadan önce ailemi ziyaret etmek için 10 Kasım’da Samsun’a gittim ve 11 Kasım gecesi Lüx Karadeniz isimli firmayla Samsun’dan Batum’a geçtim. 

Giriş

  1. BATUM
  2. TİFLİS
  3. Gürcistan’da ne yenir?
  4. Nerede konaklamadım? / Ne kadar ödedim?
  5. Notlar

12 Kasım 2018 (Batum)

Yaklaşık 9 saat süren yolculuğun ardından saat 08:00′de Sarp sınır kapısına ulaşıyorum. Otobüsten Türkiye tarafında iniyorum ve Türkiye tarafındaki pasaport kontrolününün ardından uzun bir koridoru geçip Gürcistan pasaport kontrol noktasına ulaşıyorum.

Sınırdan Geçiş / Dikkat Edilmesi Gereken Hususlar

Sınırdaki işlemlerim toplam 15 dakika sürüyor. 10 Aralık 2011′de iki ülke arasında yapılan anlaşma ile Gürcistan’a nüfus cüzdanınız ve kimlik kartınız ile de girebiliyorsunuz ancak pasaport kontrolünden geçmeden önce bunun için bir form doldurmanız ve bu formu seyahatiniz boyunca yanınızda saklamanız gerekiyor.

Ayrıca,  pasaportunuzda, Abhazya’ya ve Güney Osetya’ya deniz yoluyla ve/veya başka ülkeler üzerinden seyahat ettiğinizi gösteren damga veya mühür varsa Gürcistan girişinde hapis ve/veya para cezası ile karşı karşıya kalabilirsiniz.Ancak kimliğinizle girmeniz durumunda daha önce Abhazya ya da Güney Osetya’da bulunmuş olsanız bile Gürcistan sınır kapısında herhangi bir sorun yaşamayacaksınızdır.

Bir başka önemli nokta ise;  Gürcistan’a girişte yanınızda 30.000 Lari veya üzerinde paranız varsa, Gürcistan gümrük memurlarına önceden sözlü veya yazılı olarak bu parayı bildirmeniz gerekiyor. Zira, beyanı yapılmayan paraya, Gürcistan mevzuatı uyarınca el konulabiliyor. 

Kapıdan geçtikten sonra, bizi Türkiye tarafında indiren otobüsün Gürcistan tarafına geçmesini bekliyoruz. Eğer otobüsle sadece sınıra kadar geldiyseniz buradan taksi ya da minibüslere binerek  Batuma’a geçebilirsiniz. Benim üzerimde bir miktar Dolar ve bir miktar Avro vardı. Ancak, Gürcistan en çok turisti Türkiye’den aldığı için neredeyse bütün döviz bürolarında Türk Lirası’nı (TL) Lari’ye (GEL) çevirebilirsiniz. Ben Gürcistan’a gittiğimde 1 GEL 2 TL yapıyordu. Sanırım şimdi de aynı. Yalnız paranızı Sarp sınır kapasında değil şehir merkezinde bozdurmanızı öneririm, zira arada oldukça fark var.

Otobüsümüz Batum otogara ulaşıyor. Ben bir ülkeye gitmeden önce o ülkede ulaşımı nasıl sağlayabileceğimi araştırıyorum ve indirmem gereken bir aplikasyon varsa telefonuma önceden indiriyorum. Size de bunu tavsiye ederim. Özellikle hangi ülke olursa olsun taksiciler tarafından dolandırılabilirsiniz. Bu yüzden ulaşım ile ilgili aplikasyonları araştırıp telefonunuza indirin.

Gürcistan seyahatim için daha evvel telefonuma indirdiğim Taxify isimli aplikasyondan bir taksi çağırıyorum ve 5 GEL (10 TL) karşılığında Batum merkezine ulaşıyorum.

Alfabe Kulesi

Alfabe Kulesi

İlk durağım Alfabe Kulesi oluyor.

130 metre yüksekliğinde olan Alfabe Kulesi, Gürcü alfabesinin ve halkının benzersizliğini sembolize ediyormuş. DNA tasarımına benzeyen kulenin, her biri 4 metre yüksekliğinde ve alüminyumdan yapılmış olan 33 harfli Gürcü alfabesi harflerinin bulunduğu iki sarmal bant, kulenin tepesinde bulunan devasa topa kadar uzanıyor.

Kule’ye çıkmak için 10 GEL (20 TL) ödüyorum ve asansörle kulenin tepesindeki, içinde kafe ve restoran bulunan cam topa doğru çıkıyorum.

Alfabe Kulesi

Kuleye çıkıyorum ancak kimseler yok.

Karadeniz ve Batum manzarasına karşı kahvaltı yapmak istiyorum ancak görevli restoranın ve kafenin kapalı olduğunu söylüyor.

Alfabe Kulesi
Alfabe Kulesi

Birkaç dakika etrafı izledikten sonra aşağı iniyorum.

Ve dönme dolaba doğru yürüyorum.

Observation Wheel Batumi

Bu dönme dolabın hemen yanında Ali ve Nino heykeli bulunuyor. Ali ve Nino heykeli en çok merak ettiğim yapılardan biriydi.

Ali ve Nino Hekeli

Ali ve Nino Heykeli

Ali ve Nino, gerçek adı bilinmeyen ve Kurban Said takma adını kullanan yazarın; 1918-1920 yılları arasında Azeri Müslüman bir genç olan Ali ile Bakü’de yaşayan ve Gürcü ortodoks bir kadın olan Nino’nun aşk hikayesini anlattığı roman. Roman 30’dan fazla dilde, 100’den fazla baskı ile yayımlanmış. Kitap ilk olarak Viyana’da, 1937’de yayımladıktan sonra edebi bir şaheser olarak kabul edilmiş ve kitabın 1970’te başlayan yeniden keşfi ve küresel tirajından bu yana, genellikle Azerbaycan’ın ulusal romanı olarak kabul ediliyormuş.

1998’de, Amsterdam merkezli Egmond Film & Television’dan Hans de Weers, Akademi Ödüllü Azerbaycanlı senaryo yazarı Rustam Ibragimbekov tarafından yazılmış olan Ali & Nino’nun film uyarlaması için Amerikalı ortaklar bulmaya çalışmış.

Ali ve Nino Heykeli

2004’te Hollandalı sinema şirketi Zeppers Film & TV, NPS ile birlikte, Hollandalı yönetmen Jos de Putter’in Alias ​​Kurban Said adlı bir 90 dakikalık belgeselini yayınlamış. Belgesel, romanın yazarlığı konusundaki anlaşmazlıkları incelemekteymiş. Belgeselin müziği, Hollanda Film Festivali’nde En İyi Müzik ödülünü kazanmış.

Ali ve Nino, 2007’de Bakü Belediye Tiyatrosu’na bir oyun olarak adapte edilmiş, Azerbaycan Tiyatrosu tarafından sahnelenen oyun, 2012’de Moskova Uluslararası Tiyatro Festivalinde de sahne almış.

Roman, 2013 yılında İngiliz senarist ve oyun yazarı Christopher Hampton tarafından çekilmiş bir filme uyarlanmış.

Birçok filme, belgesele ve tiyatro oyununa konu olan hikaye bu defa bir heykeltıraşa ilham kaynağı olmuş ve aşağıda fotoğrafını gördüğünüz Ali ve Nino heykeli böylece yaratılmış. Heykel, 2007 yılında Gürcü heykeltıraş Tamara Kvesitadze tarafından, Venedik Bienali’nde “Erkek ve Kadın” ismiyle sergilendikten sonra 2010 yılında Batum’da tekrar kurulmuş.

O günden bu güne kadar bütün ihtişamı ile duran, Ali ve Nino’nun hikayesinden esinlenerek yapılmış ve adını da bu hikayeden almış heykel, günün belirli saatlerinde birbirinin içinden geçiyor ve birbirinden ayrılıyor. Bence Batum’da görülecek en önemli ve güzel eserlerden biri bu heykel. Batum’a giderseniz kadın ve erkek ilişkisini metaforik bir şekilde yansıtan bu eseri görmenizi tavsiye ederim.

Sonraki durağım, heykelin 100 metre ilerisinde bulunan Chacha Saat Kulesi oluyor. İzmir’deki saat kulesine benzeyen bu eser, İzmir Saat Kulesi’nin de mimarı, aslen Fransız ve İzmir’de yaşamış olan  Raymond Charles Péré tarafından yapılmış. İsmini bir çeşit Gürcü içkisinden alan ve her akşam saat 19:00′da on dakika boyunca çeşmelerinden Chacha isimli içki akan bu eserin üzerinde İzmir Saat Kulesi’ndeki mermer işlemeler bulunmuyor.

Chacha Kulesi

Chacha Saat Kulesi

Batum’un meydanlarındaki binalar Orta Avrupa’daki şehirlere benzese de biraz dışında modern mimari ile yapılmış binaları ve döküntü apartmanları bir arada görebilirsiniz. Ayrıca Batum’un dışına doğru Sovyet mimarisinin “soğuk” örneklerine de rastlayabilirsiniz. 

Europe Square

Europe Square’a (Avrupa Meydanı) doğru yürüyorum. Bu meydana geldiğinizde yukarıda da söylediğim gibi, kendinizi bir Avrupa ülkesinde gibi hissedebilirsiniz.


Meydanın hemen girişinde sizi  Memed Abaşidze’nin anıtı karşılıyor. Mehmet Beg olarak da bilinen Abaşidze, 1873 – 1937 yılları arasında yaşamış siyasi lider, yazar ve hayırsevermiş.  Abaşidze,  Acara’da (Batum’u da içine alan özerk bölge) yaşayan Müslüman Gürcülerin ulusal bilincini geliştirmek için çaba harcamış ve Büyük Temizlik ( Sovyetler Birliğinde 1936 – 1938 yılları arasında yapılan siyasi baskı kampanyası) sırasında kurşuna dizilmiş.


Memed Abaşidze Anıtı

2013 yılında bu meydana Mehmed Abaşidze’nin yukarıda gördüğünüz anıtı yapılmış. 

Anıtın hemen karşısında aşağıda gördüğünüz Ulusal Banka binası ve bu binadaki kubbenin üzerinde Almanya’da yapılmış bir astronomik saat yer alıyor. Bu saat, gün ve saat dışında, güneş ve ayın yerleşimi, ay evresi, meridyen ve ufukta astronomik bilgiler de gösteriyormuş.

Astronomik Saat

Aynı meydanda,  David Khmaladze tarafından yapılmış, 6 Haziran 2007 tarihinde açılan  Medea Heykeli yer alıyor. Medea, Yunan mitolojisinde bir prensesmiş. Yaptığı ilaçlarla şifa dağıtmasıyla da bilinen Medea ismi, Yunanca ve Latinceden, İngilizce ve diğer birçok dile “medicine” (Türkçe: tıp) olarak geçen kelimenin  kökenini oluşturuyormuş. 

Medea Hekeli

Yunan mitolojisinde Lazların Kralı Aietes’in kızı Güneş soylu Kolkhis prensesi olan Medea, Yer ve Ay Tanrıçası olarak da tapınım görmüş. En bilinen fiziksel özelliği gözlerinin açık renkli ve parlak olmasıymış. Karakteristik özelliği ise öfkelendiğinde korkutucu bir kişiliğe bürünmesiymiş. Güneş’in oğlu Kolkhis Kralı Aietes ile Eidyia’nın kızı olan Medea’nın annesi Ay Tanrıçası Hekate’ymiş.

Madea ayrıca, antik dünyanın en uzun aşk destanının ana karakteri, Karadeniz kabilelerindeki anaerkil yapının en büyük simgesiymiş. Dünya iktidarının simgesi Altın Post onun kararlarıyla yer değiştirmiş, gittiği pek çok Yunan şehrinde erkeklerin yönetimini kırmaya başlayan bir karakter olduğu için Yunan yazarlarca dünyaya “erkek öldüren” ve “cadı” olarak tanıtılmış.

Daha sonra bir yabancının Yunanistan’da bu kadar ileri gitmesi kargaşa yaratınca, oğlu Medus’la birlikte vatanı Kolkhis’e geri dönmüş fakat Altın Post’u kaybeden ve iç karışıklıklarla çalkalanan ülkesini ve halkını perişan halde bulmuş. Kolkhis’te düzeni tekrar sağlayıp, babasını tahtından indiren amcasını tanrılara kurban ettikten sonra, tüm bunlara sebep olan Yunanlardan intikamını almak üzere yemin eden Medea, oğlu Medus’un da içinde bulunduğu bir grupla Kolkhis’ten Ortadoğu’ya inerek burada ataları Güneş’in kültünü yaymış ve kendi adlarını verdikleri Med İmparatorluğu’nu kurmuşlar.

Anne Medea daha sonra ölümsüz olarak göğe yükselmiş, oğlu Medus ise topraklarını genişleterek hanedanlığının temelini kurmuş. 

Şehrin her noktasından görülebilen görkemli Medea Heykeli, şehirde kaybolanların işaret olarak gördüğü bir yermiş ve buluşmaların vazgeçilmez noktasıymış. Elindeki altın post figürüyle büyük ilgi gören heykel aynı zamanda mitolojik anlamlar da taşımaktaymış. Heykelin tutmuş olduğu altın post Yunan mitolojisine göre zenginlik ve güç anlamına gelmekteymiş.

Avrupa Meydanı’nda bulunan aşağıdaki fotoğraftaki yeşil çatılı binanın altındaki bir restorana kahvaltı için oturuyorum.

İngiliz, Ermeni ve Türk kahvaltısı gibi alternatiflerin bulunduğu menüden, Türk kahvaltısını seçiyorum. 

Türk kahvaltısında, bir dilim kızarmış ekmek, salatalık, domates, beyaz peynir, tereyağı, zeytin, yumurta ve bir demlik çay bulunuyor. Kahvaltının pek zengin olduğu söylenemez. Kahvaltı için 12 GEL (24 TL) ödeyip meydan ayrılıyorum ve daha önce Booking.com üzerinden ayırttığım daireye giriş yapmak üzere biraz yürüyorum.

Nini’s Apartment

Her yere yakın olan Nini’s Apartments isimli daireye gecelik 30 GEL (60 TL) ödüyorum. Nini’s Apartments’da daireler bir salon, bir yatak odası ve bir mutfaktan oluşuyor. Çamaşır makinesi, bulaşık makinesi, ütü, mutfak gereçleri bulunan daire, hem merkezi hem de ucuz bir seçenek. Ayrıca dairenin sahibi Nini Hanım da oldukça yardımsever. 

Nini’s Apartments Booking.com sayfası

Biraz dinlendikten sonra yürüyüş yapmak ve bir şeyler yemek için dışarı çıkıyorum. Türkiye’ye çok yakın olmasına karşın mimarisi bizim şehirlerden oldukça farklı olan Batum’un sokaklarında yürümek oldukça keyifli oluyor.

Batum sokaklarında yürürken aşağıda fotoğrafını gördüğünüz Ermeni Apostolik Kilisesi’ne denk geliyorum. Ortodoks Hristiyanların çoğunluğu oluşturduğu Gürcistan’da her köşe başında bir kilise görebilirsiniz. Ayrıca Gürcüler şimdiye dek gördüğüm en dindar halklardan biri. Örneğin İran halkı, yönetimin baskısına rağmen, belki de baskı yüzünden hiç de dindar değildi.

Ermeni Apostolik Kilisesi


Ermeni Apostolik Kilisesi

1887 yılında tamamlanan klise,  mimar Robert Marfel’ın eseriymiş. Kilise, Sovyet döneminde depo olarak kullanılmış ve Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra, Ermeni cemaati ve Ermeni hükümeti kiliseyi yeniden faaliyete geçirmek için çalışmalar yapmış. 1992’de Ermeni diasporasına geri verilen kilise 1995’te tekrar ibadete açılmış. 

Ermeni Apostolik Kilisesi, oldukça küçük ve basit bir yapıya sahip. Kilisenin özelliklerinden biri, genel olarak Hristiyanlık için karakteristik olmayan sekiz köşeli yıldızların bulunduğu cam boyaymaymış. Sekiz köşeli yıldız, Ermeni Ortodoks Hristiyanlar için, Tanrı’nın dünyayı yarattığı 6 günü, Kıyamet Günü’ne kadar sürecek 7. günü, cenneti ve sonsuzluğu temsil eden 8. günü betimliyormuş.

Kilisenin avlusunda, ünlü Ermeni asıllı Rus ressam Ivan Ayvazovsky tarafından dikilmiş ağaç bulunuyor.

Kiliseden ayrılıp Batum sokaklarını keşfetmeye devam ediyorum.

Şehirde biraz yürüdükten sonra akşam yemeği için bir yer arıyorum.

Gürcistan’da ne yenir?

Gürcü yemekleri bizimkilerle oldukça benzerlik gösteriyor. En ünlü yemeği ise bizde mantı olarak bilinen ancak mantıdan biraz daha büyük olan et dolgulu haşlama hamur ile hazırlanmış Hınkal. Vejetaryen olduğum için bu yemeğin tadına bakamıyorum. 

Hınkal

Bir başka Gürcü yemeği ise Haçapuri. Yemeğin ismi, Gürcüce’de bir tür peynir olan haça ile ekmek anlamına gelen puri kelimelerinin birleşmesiyle oluşmuş. Pişmek üzereyken üzerine yumurta kırılarak ve 5 dakika daha fırında bekletilerek hazırlanan Haçapuri, oldukça doyurucu, lezzetli ve ucuz bir seçenek. Bizim yumurtalı kaşarlı pidelere benziyor. Ancak peynirin tadı biraz daha farklı.

Haçapuri

Size tanıtacağım son Gürcü yemeği aşağıda fotoğrafını göreceğiniz Harço çorbası. Gürcülerin milli çorbası olan Harço, bizim pirinçli şehriye çorbasına benziyor ancak içinde kuşbaşı et var. Bu yüzden bu çorbanın da tadına bakamıyorum.

Harço Çorbası

Bunlar dışında Gürcü mutfağında daha çok beyaz et tercih ediliyormuş. Bu yüzden tavukla yapılmış birçok yemek çeşidini restoranlarda bulabilirsiniz. Ayrıca, kahvaltı için,  Donut’a ve bizim Pişi’ye benzeyen ve bir çeşit tatlı olan Ponçiki’yi içine reçel sürerek deneyebilirsiniz.

Son olarak yapısı itibari ile oldukça ilginç olan White Restaurant’ın önünden geçiyorum. Tripadvisor’da puanı düşük olan, gerek fiyatların yüksek, gerek yemeklerin lezzetsiz olması ile ilgili birçok yorum alan bu restorana girmeden yoluma devam ediyorum.

White Restaurant

Tripadvisor’ın konusu geçmişken, seyahatiniz esnasında Tripadvisor kullanmak sizin için oldukça faydalı olacaktır. Örneğin, pub tarzı bir yer arıyorsanız, aplikasyon üzerinden restoranlar bölümüne tıklıyorsunuz. Karşınıza çıkan seçeneklerden (kahvaltı / brunch / öğle yemeği / kahve ve çay / akşam yemeği / bar ve pub’lar / tatlı)  bar ve pub seçeneğine tıkladıktan sonra yakınlarınızdaki bar ve pub’lar karşınıza çıkıyor.

Diyelim ki, düşük bütçeli ama güzel bir yer arıyorsunuz; Seçiminizi yaptıktan sonra, ekranın alt tarafında bulunan filtrele sekmesine tıklayarak ucuz yiyecek bölümünü seçiyorsunuz. Ardından hem ucuz, hem de iyi yorumlar almış olan bir pub belirleyip oraya gidebilirsiniz. Tabii bütçeniz doğrultusunda ortalama fiyatlı ve kaliteli yemek seçeneklerini tıklayarak da arama yapabilirsiniz.

Tripadvisor’da ucuz olan restoranda $, ortalama fiyatlı olan restoranda $$-$$$, pahalı olan restoranlarda ise $$$$ işareti bulunuyor. Seçimlerinizde, gideceğiniz mekanın iyi puanı bulunmasının yanı sıra aldığını yorum sayısına da dikkat etmenizde fayda var. Mesela, 3 iyi yorum almış ve toplam sadece 4 yorumu bulunan bir yere giderseniz kötü sonuçlarla karşılaşabilirsiniz. Tripadvisor’da sadece restoran değil, gezilecek yerler, oteller, uçak biletleri seçenekleri de bulunuyor 

Tripadvisor’dan daireme yakın, bir şeyler içebileceğim bir pub arıyorum ve 45 yorumun tamamı olumlu olan Popeye Craft  isimli barı buluyorum. Bu barı iki Ukraynalı hanım işletiyor. Barda benden başka kimse yok. 

Popeye Craft

Oldukça sıcak kanlı ve nazik olan bu hanımlarla yaklaşık üç saat sohbet ediyoruz. Kendi yaptıkları votkalı kokteyllerden ve biradan içiyorum. Onlar da bana eşlik ediyorlar.

Burada hotdog da yiyebilirsiniz. Hotdog çeşitleri 12 GEL (24 TL), bira 4 GEL (8 TL), votka ve şaraplar ise 8 GEL (16 TL). Batum’a yolunuz düşerse bu tatlı hanımlarla sohbet etmeyi ve o güzel karışımlarından denemeyi ihmal etmeyin.

Popeye Craft

13 Kasım 2018 (Tiflis)

Sabah Tiflis’e tren biletim var. Bu bileti, Gürcistan’a gelmeden evvel telefonuma indirdiğim ve aşağıda ekran görüntüsünü göreceğiz Georgian Railway Tickets isimli aplikasyondan almış, 5 saatlik tren yolculuğu için ikinci sınıf bilete 25 GEL (50 TL) ödemiştim. 

13 Kasım 2018 (Tiflis)

Maalesef sabah uyanamıyorum ve treni kaçırıyorum. Daha sonra alternatif yollar arayıp saat 10:00 için Metro Turizm’den 29 GEL (58 TL) fiyatla bir bilet buluyorum. Türkiye’nin her yerinde olduğu gibi, Gürcistan’ın da her yerinde Metro Turizm var, Gürcüler için üzücü bir durum.

Yolculuğum boyunca Gürcistan’ın geniş boş arazilerine dalıyorum.

Saat 16:00 gibi, Kura nehrinin iki tarafına kurulmuş olan, Gürcistan’ın başkenti, tarihi şehir Tiflis’e ulaşıyorum. Tiflis otogarı tıpkı İstanbul otogarı gibi bakımsız. Otogar, kalacağım hostele yaklaşık yarım saatlik yürüme mesafesinde. Taksi kullanmıyorum ve hostele yürüyerek gitmeye karar veriyorum.

Booking.com üzerinden 6 Kasım tarihinde rezervasyon yaptırdığım Alcatraz JaiL isimli hostele ulaşıyorum. Alcatraz hapishanesini konsept olarak belirlemiş bu hostel, Tiflis’teki tarihi bölgenin tam içinde yer alıyor. Konum ve konsept olarak oldukça başarılı olan hostel ile ilgili fotoğrafları yazımı son bölümünde saklıyorum. 

Alcatraz-Jail Hostel


Biraz dinlendikten sonra yemek için dışarı çıkıyorum. Yemekten sonra Tiflis sokaklarında biraz yürüyorum.

Gürcistan’da birçok casino bulunuyor. Kumar oynamak tıpkı KKTC’de olduğu gibi serbest. Ben bu tip şeylerden pek hoşlanmadığım için casinoya girmiyorum Ancak oldukça düşük bütçelerle bu gibi yerlere girip kumar oynayabilirsiniz.

Casinonun hemen ilerisinde,  İtalyan mimar Michele De Lucchi tarafından tasarlanan, Barış Köprüsü (Bridge of Peace) yer alıyor. 6 Mayıs 2010 tarihinde açılan, 150 metre uzunluğundaği köprünün aydınlatmaları ise Fransız Philippe Martinaud tarafından yapılmış

Kura nehri üzerine kurulmuş ve yayalar için yapılmış olan  Barış Köprüsü, İtalya’da inşa edilmiş ve 200 kamyonla Tiflis’e taşınmış. Köprünün aydınlatmaları ise montaj esnasında takılmış.

Barış Köprüsü

Tiflis Barış Köprüsü

Gün batımından 90 dakika sonra başlayan ışık, dört farklı ışıklandırma programına sahipmiş. Köprü zaman zaman nehrin bir tarafından diğer tarafına dalgalar halinde yanıyor, diğer zamanlarda, desen her iki uçta bir ışık bandı ile başlıyor, ışık ortada toplanıncaya kadar her iki yönden devam ediyor ve başlamadan önce siyaha dönüşüyormuş. Üçüncü program çatıdaki dış armatürlerin aydınlatılmasıyla başlıyor, daha sonra tamamen karanlıklaşmadan önce tüm kanopiyi kısaca aydınlatıyormuş. Dördüncü program ise, çatının farklı fikstür grupları ışık gibi parıldamalarını sağlıyor ve tüm köprü uzunluğu boyunca karartılıyormuş.

Hostelime dönmeden evvel küçük bir markete uğrayıp kahvaltı için bir şeyler alıyorum. Daha sonra hostele dönüp güzel bir uykuya dalıyorum.

14 Kasım 2018 (Tiflis)

Sabah hostelde kahvaltımı yaptıktan sonra dışarı çıkıyorum. Bu şehirde de her yerde ortodoks kiliseleri var.

Kral Vaghtang Anıtı

Kral Vakhtang ‘ın heykelinin ve Virgin Mary Metekhi Kilisesinin yanından geçiyorum. Kral Vakhtang Gorgasal, Doğu Gürcistan olarak bilinen Iberia’nın kralıymış. Rivayete göre Tiflis, MÖ 5. yüzyılda ormanlarla kaplı bir yermiş. Bir gün Kral Vahtang Gorgasal ava çıkmış ve aralıksız uçan sülünün peşine eğitilmiş atmacasını salmış. Uzun zaman geçmesine rağmen ne atmaca ne de sülün görünürdeymiş. Onları aramaya çıkmış ve kısa zaman sonra ikisini de sıcak suya düşmüş olarak bulmuş. Kral bu yeri çok beğenmiş ve buraya bir kent kurmalarını buyurmuş. Kente, burada bulunan tbili(ılık) sudan dolayı Tbilisi (Gürcüce Tiflis) adı verilmiş.

Kral Vakhtang’dan sonra gelen Iberia Kralı Dachi, Iberia’nın başkentini Mtsheta’dan Tiflis’e taşımış. Saltanatı sırasında şehrin yeni sınırlarını kaplayan kale duvarı inşaatı başlamış. 6. yüzyıldan itibaren Tiflis, bölgenin Avrupa ve Asya arasındaki önemli ticaret ve seyahat rotalarındaki stratejik konumu nedeniyle istikrarlı bir hızla büyümüş. Ancak bu tarihten itibaren konumu ve zenginliği sebebiyle, önce Persler, sonra Araplar ve daha sonra Selçuklu Türkleri tarafından işgal edilmiş.

Heykelin hemen arkasında ise Virgin Mary Metekhi Kilisesi yer alıyor. Tiflis’teki ilk kilise olan Virgin Mary (Bakire Meryem) Metekehi, Kudüs’te Bakire Meryem mezarında bulunan kiliseye sembolik olarak benzemekteymiş.

Tarih boyunca birçok savaş ve saldırıda zarar gören kilise pek çok defa restore edilmiş ileri için de kullanılmış ve 1988 yılından itibaren tekrar kilise olarak hizmet vermeye başlamış.
 Sovyet döneminde müze olarak hizmet veren kilise, 1970 yılında tiyatro gösterileri için de kullanılmış ve 1988 yılından itibaren tekrar kilise olarak hizmet vermeye başlamış.

Kral Vakhtang Heykeli ve Virgin Mary Metekhi Kilisesi

Heykelin yanından hemen sola dönüyorum ve teleferiğe biniyorum. Teleferik için 7 GEL (14 TL) ödüyorum.

Tiflis Teleferik

Teleferik,  Narikala Kalesi’ne çıkıyor. Narikala Kalesi, 4. asırda Persler tarafından Shuris-tsikhe ismiyle kurulmuş. Sonra Emeviler ve Kradil David the Builder tarafından genişletilmiş. Moğollar kaleyi, Narin Qala (Küçük kale) olarak adlandırmış. Şimdiki kalenin büyük bir bölümü 16. yüzyıldan kalmaktaymış. 1827’de kalenin bazı kısımları depremden zarar görmüş ve yıkılmış.

Tiflis Barış Köprüsü

Nicholas Kilisesi

Kalenin güney tarafında yer alan  St. Nicholas Kilisesi’ne doğru yürüyorum. Bu kilise ilk olarak 13. yüzyılda yapılmış.

St. Nicholas Kilisesi

Bir yangın sebebiyle tamamen yıkılan Kilise, aslına uygun olarak 1997 yılında tekrar inşa edilmiş. 

Kilisenin iç kısmı, hem İncil’den hem de Gürcistan tarihinden manzaralar gösteren fresklerle süslenmiş.

Kilisenin kuzeyindeki Kartlis Deda (Karli’nin Annesi – Kartli: Gürcistan‘ın doğusunda yer alan tarihi bir bölge) heykeline ulaşıyorum.

Kartlis Deda Heykeli

Kartlis Deda Heykeli

Gürcü heykeltıraş Elguca Amaşukeli’nin yaptığı alüminyum heykel, Tiflis’in kuruluşunun 1500. yıldönümü olan 1958 yılında Sololaki tepesine dikilmiş. Yirmi metre yüksekliğinde olan heykelin üzerinde Gürcü ulusal kıyafetleri betimlenmiş. Gürcü ulusal karakterini en iyi sembolize ettiği kabul edilen heykelin bir elinde, dost olarak gelenlere şarap sunmak için büyük bir kâse, diğer elinde, düşman olarak gelenlere karşı kullanmak üzere bir kılıç bulunuyor. 

Kartlis Deda Heykeli

Tiflis Kalesi

Sonraki durağım, kalenin yamacında yer alan Gürcistan Ulusal Botanik Bahçesi oluyor. 

Gürcistan Ulusal Botanik Bahçesi

Gürcistan Ulusal Botanik Bahçesi

1625 yılında kurulmuş ve ilk olarak, 1671’de, Fransız gezgin Jean Chardin tarafından kraliyet bahçeleri olarak adlandırılmış olan bahçe, tarihte daha sonra “Kale bahçeleri” veya “Seidabad bahçeleri” olarak da anılmış. 

61 hektarlık bir alanı kaplayan ve 4.500’den fazla taksonomik gruptan oluşan bir koleksiyona sahip olan bahçe, Joseph Pitton de Tournefort’un (1701) kayıtlarında ve Prens Vakhushti’nin (1735) oluşturduğu Tiflis haritasında görünmekteymiş. Farslar tarafından 1795 işgalinde yağmalanan bahçe, 19. yüzyılın başlarında canlamış ve resmen 1845 yılında Tiflis Botanik Bahçesi olarak kurulmuş.

Gürcistan Ulusal Botanik Bahçesi

1888’den itibaren, bir çiçekçilik merkezi kurulduğunda, Yuri Voronov ve diğer önemli bilim adamları bahçe için çalışmışlar ve 1896 ile 1904 yılları arasında, bahçe batıya doğru genişletilmiş.

Gürcistan Ulusal Botanik Bahçesi
Gürcistan Ulusal Botanik Bahçesi

1932 ve 1958 arasında, eski Müslüman mezarlığının etrafındaki bölge botanik bahçesine dahil edilmiş. Ancak, önde gelen Azerbaycanlı yazar Mirza Fatali Akhundov (1812-1878) dahil olmak üzere birçok mezar bahçeye dahil edilen bölümde kalmış.

Gürcistan Ulusal Botanik Bahçesi

Narikala Kalesi’nin eteklerinde yer alan bahçe girişinde bilet alabileceğiniz bir ofis var. 7 GEL (14 TL) ödeyerek bahçeye giriş yapabiliyorsunuz.

Gürcistan Ulusal Botanik Bahçesi

Bahçenin içinde şelale, heykeller, göller, farklı türde ağaçlar yer alıyor.

Gürcistan Ulusal Botanik Bahçesi
Gürcistan Ulusal Botanik Bahçesi

Botanik bahçesinde yaklaşık iki buçuk saat geçiriyorum.

Gürcistan Botanik Bahçesi
Tiflis Antik Arkeoloji Müzesi

Botanik bahçesinden çıktıktan sonra, yarım saat kadar yürüyüp yaygın olarak Sameba ismiyle bilinen Kutsal Üçleme Katedrali’ne ulaşıyorum.

Sameba Katedrali

Sameba Katedrali

1995-2004 yılları arasında inşa edilmiş olan Sameba, Gürcü Ortodoks Kilisesi’nin ana katedraliymiş. Ayrıca bu katedral toplam alanına göre dünyanın en büyük dini yapılarından biriymiş. Sameba, Gürcistan kilisesinin mimarisine tarihin çeşitli aşamalarında egemen olan geleneksel stillerin bir senteziymiş ve bazı Bizans alt tonlarına sahipmiş.

Sameba Katedrali

Gürcü Ortodoks Kilisesi’nin 1.500 yıllık otosefali (Otosefal, Ortodoksluk’ta kendilerine âit bir baş tarafından yönetilen ve kendi kendilerine başpiskopos/metropolit tâyin eden Ortodoks kiliselerine ve Doğu Ortodoks Kilisesi’ne verilen addır.) ve İsa’nın doğumunun 2000. yılını anmak için yeni bir katedral inşa etme fikri, 1989’da o zamanki Sovyet Cumhuriyeti’nin ulusal uyanışı için çok önemli bir gelişme olarak ortaya çıkmış.

Sameba Katedrali

Mayıs 1989’da, Gürcü Ortodoks Patrikliği ve Tiflis yetkilileri, “Kutsal Üçlü Katedral” projesi için uluslararası bir yarışma açıklamışlar. Yarışmanın ilk bölümünde yüzün üzerinde proje teslim edilmiş ancak kazanan seçilmemiş. Sonunda mimar Archil Mindiashvili’nin tasarımını kazanmış. Gürcistan’daki müteakip çalkantılı yıllarca süren huzursuzluk, bu görkemli planı, 6 yıl ertelenmiş katedralin temelleri ancak 23 Kasım 1995 tarihinde atılmış.

Sameba Katedrali

Kilisenin inşası “Gürcistan ulusal ve ruhsal canlanmasının sembolü” olarak ilan edilmiş ve çoğunlukla birkaç işadamından ve vatandaştan anonim bağışlarla desteklenmiş. 23 Kasım 2004 tarihinde, St. George Günü’nde, katedral Georgia Ilia II Katolik Patriği ve dünyanın diğer Ortodoks Kiliseleri’nden üst düzey temsilcileri tarafından kutsanmış. Törene Gürcistan’daki diğer dini ve itirafçı topluluk liderlerinin yanı sıra siyasi liderler de katılmış.

Sameba Katedrali

Katedral yapılmadan evvel burada, Sovyet döneminde tahrip edilmiş eski bir Ermeni kilsesi ve mezarlığı yer alıyormuş. Sameba Katedrali’nin inşaatı başladığında mezarlıkta mezarların çoğu sağlam bir şekilde duruyormuş. İnşaat esnasında mezar taşlarının sağa sola dağılması sebebiyle bir yazar tarafından inşaat için “Skandal saygısızlık” isimli bir yazı kaleme alınmış.

Sameba Katedrali
Sameba Katedrali

Al-Catraz Jail Hostel

Alcatraz Jail Hostel

Fotoğraflarda da göreceğiniz üzere hostelde bir hapishanede bulunan her şey var. Hostelin mutfağı, ortak kullanım alanı ve açık havada oturabileceğiniz bir de balkonu mevcut.

Alcatraz Jail Hostel

Yukarıda gördüğünüz fotoğrafta yer alan kapı benim odama ait. Aşağıda gördüğünüz fotoğraf ise odamın içinde çekildi.

Alcatraz Jail Hostel

Aşağıda dört yataklı karma yatakhaneyi görüyorsunuz. Aslında, yatakhanelerin dört ve altı yataklı olarak adlandırıldığına bakmayın. Bu iki yatakhane arasında sadece demir parmaklık yer alıyor. Yani, bu yatakhaneler iç içeler.

Alcatraz Jail Hostel
Alcatraz Jail Hostel

Bu yatakhanelerden birinde kalmak isterseniz ödemeniz gereken tutar gecelik 25 TL.

Alcatraz Jail Hostel
Alcatraz Jail Hostel
Alcatraz Jail Hostel
Alcatraz Jail Hostel
Alcatraz Jail Hostel
Alcatraz Jail Hostel

Birkaç saat uyuduktan sonra aşağıda fotoğrafını gördüğünüz Rus çift tarafından kapıma vurulmak suretiyle uyandırılıyorum. İngilizce bilmeyen resimdeki hanım, mutfakta kendi elleriyle hazırladığı akşam yemeği için beni davet ediyor.

Alcatraz Jail Hostel
Alcatraz Jail Hostel

Bu güzel sohbetin ardından derin bir uykuya dalıyorum.

Sonraki gün uyanıp kahvaltımı yaptıktan sonra havaalanına gitmek üzere yola çıkıyorum. Yürüyerek Özgürlük Meydanı’na ulaşıyorum. 

Özgürlük Meydanı

Özgürlük Meydanı, Rus İmparatorluğu döneminde Erivan Meydanı ve Sovyet döneminde Lenin meydanı adını taşımaktaymış. Meydan, Tiflis’in merkezinde Rustaveli Bulvarı’nın doğu ucunda bulunuyor. Tiflis Belediye Binası meydanda yer alıyor. 

Özgürlük Meydanı 1907 Tiflis banka soygununun yapıldığı yermiş. Meydan, Gürcistan’ın bağımsızlığı (Sovyetler Birliği’nden), Gül Devrimi ve diğerleri de dahil olmak üzere çeşitli kitlesel gösterilere ev sahipliği yapmış. 2005 yılında Özgürlük Meydanı, ABD Başkanı George W. Bush ve Gürcistan Cumhurbaşkanı Mikheil Saakashvili’nin II. Dünya Savaşı’nın sonunu işaret eden 60. yıldönümü kutlamalarında yaklaşık 100.000 kişilik bir kalabalığa hitap ettiği yermiş. Bu olay sırasında Gürcü-Ermeni Vladimir Arutyunian, Başkan Bush’a canlı bir el bombası atmış.

image
Özgürlük Meydanı Tiflis
image

Otobüste, teleferiğe binerken 7 GEL karşılığında aldığım kartı kullanıyorum, Kale dönüşünü teleferik ile yapmadığım için kartın içinde bulunan bakiye otobüs için yeterli oluyor.

image

Yaklaşık 1 saatlik otobüs yolcuğunun ardından Tiflis Uluslararsı Havaalanı’na ulaşıp, seyahatimi sonlandırıyorum.

Notlar;

  • Üç gün süren Gürcistan seyatimde, oteller, ülke içi ulaşım ve yemek için harcadığım toplam para 50 € ve 30 $.
  • İstanbul’dan Samsun’a uçak bileti için 80 TL, Samsun’dan Batum’a otobüs bileti için 78 TL ve Tiflis’ten İstanbul’a uçak bileti 320 TL ödedim.
  • Batum’dan Tiflis’e uçak yok ancak tren ve otobüs ile yolculuk yapabilirsiniz. Tren ikinci mevkii 50 TL, Otobüs ise 58 TL.
  • Ayrıca Batum’dan ve Tiflis’ten Bakü’ye tren ve otobüs ile geçebilirsiniz. Ancak sınırda vize almanız gerekiyor.
  • Tiflis’te, Erivan’a (Ermenistan) giden minibüsler yer alıyor. Yine sınır kapısında vize almanız gerekiyor. 

Okuduğunuz için teşekkür ederim.

Diğer Yazılarımı Okudunuz Mu?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.